Caretta caretta
Villa Efsane Hotel

Beydağları Milli Parkı içinde yer alan Çıralı, bölgedeki en uzun sahillerden birine sahip. Olimpos tarafındaki Musa dağından kara buruna kadar 3,2 km boyunca uzanan Çıralı kumsalının genişliği 50-100 m arasında değişiyor. Yazın tatilcilere ev sahipliği yapan bu uzun ve güzel sahilin asıl sahipleri ise iri başlı deniz kaplumbağaları (Caretta Caretta).

Caretta Caretta’lar, Mayıs sonundan Ağustos başına kadar Çıralı sahilini yumurtlama amacı ile düzenli olarak ziyaret ediyor. 1994 yılından bu yana ise Doğal Hayatı Koruma Derneği (WWF-Türkiye) tarafından düzenli olarak izlenip korunuyorlar. Koruma önlemleri kapsamında sahildeki tüm yuvaların üzeri kafesler ile kapatılıyor. Ayrıca bu kafesler numaralandırılıyor ve üzerlerine deniz kaplumbağalarının korunmasına yönelik kısa bilgi notları ekleniyor. Yumurtlama dönemi boyunca WWF-Türkiye çalışanları ve gönülleri geceleri düzenli olarak sahilde devriye geziyor, zira geceleyin sahilde dolaşmak deniz kaplumbağalarının yuvalamalarını olumsuz etkileyebiliyor. Tabi tüm bu koruma önlemleri Caretta Caretta’ları görmenize engel değil. Eğer Temmuz-Ekim ayları arasında Çıralı’daysanız ve sabah 6:00 gibi sahilde olursanız Caretta Caretta yavrularını kendi gözlerinizle görebilirsiniz.

Çıralı’nın Olimpos harabeleri ile birleştiği güneydeki alan 1. ve 2. Derece Arkeolojik Sit Alanı, kıyı kesimi ile kumsal 1. Derece Doğal Sit Alanı, iç kesimler 3. Derece Doğal Sit Alanı koruma statülerine sahip. Çıralı aynı zamanda Olimpos-Beydağları Sahil Milli Parkı Sınırları içerisinde yer alıyor.

Olympos
Villa Efsane Hotel

Olympos Antik Kenti, Anadolu’nun güney-batısında yer alan ve Antik kaynaklarda da Likya olarak sözü geçen bölgede bulunmaktadır. Likya, Anadolu'nun tarihsel açıdan oldukça önemli bölgelerinden birisi olarak tanımlanabilir. Bölge Eski Devirlerde "Işık Ülkesi" olarak adlandırılmıştır.

Likya Bölgesi coğrafik konumlanışı nedeniyle yani dağlık bölgeleri olduğu gibi kıyı bölgelerine de sahip olması nedeniyle ve kıyıların çok miktarda korunaklı doğal limanlar içermesi sayesinde M.Ö.2 bin yılın başlarından itibaren korsanlık için önemli bir merkez olmuştur.

Likya Bölgesinde, Korsanlıkla ilgili olduğunu bildiğimiz en erken tarihli topluluk; Doğu Akdeniz'de korsanlık faaliyetleri ile de ünlenen Lukalar’dır. “Luka" kelimesinin daha sonra Grekçe’ye Lykia şekline dönüşerek dahil olduğu sanılmaktadır.

Günümüze ulaşan yazıtlardan, Likyalıların kendilerine özgü bir dilleri olduğu anlaşılır. Bu dil, batı Grek alfabesine benzeyen Likya alfabesi kullanılarak yazılmıştır. Altısı ünlü harf olmak üzere, toplam 29 harften oluşan Lykia Alfabesi, Grek alfabesinde gösterilmeyen bazı seslere de sahiptir.

Uzun bir süre Likya dilinin Grekçe ya da Farsça'nın yakın akrabası olduğu düşünülmüşse de, 1945'te Danimarkalı Dilbilimci Holger Pedersen, Likya dilinin Anadolu dillerine bağlı olduğunu ortaya koyarak bu görüşü çürütmüştür. Bugün birçok dilbilimci Likya dilinin bir batı Luvi lehçesinden ortaya çıktığı görüşünde birleşmişlerdir.

Son yıllarda yapılan arkeolojik ve epigrafik çalışmalar, Likyalıların M.Ö. 2. bin başlarında Kafkaslar üzerinden Anadolu'ya gelen ve Akdeniz Bölgesi'ne yerleşen Indo-Germen kökenli Lukka kavimlerinden olduğunu ortaya çıkarmıştır.

M.Ö.2.yy.'dan itibaren Roma ile Anadolu’daki pek çok şehir arasında çatışmalar yaşanmış ve bu mücadelede Kilikya’daki korsanlar Anadolu’daki kentleri desteklemiştir. M.Ö.100’de Roma senatosu Lex de Provinciis Praetoriis adı verilen bir kanun hazırlayarak korsanlarla başa çıkmaya çalışmıştır. M.Ö.78’de ise, Roma, Kilikya’nın stratejik konumunu algılayarak, Publius Servilius Vatia’yı korsan hareketlerini sona erdirmek için görevlendirmiştir.

M.Ö.77-76 yıllarında Servilius Vatia Likya’da Olympos, Phaselis ve Korykos kentlerini zaptetmiştir. Likya genelinde korsanlarla işbirliğine girilmemesine rağmen, Doğu Likya’da karışıklıklar baş göstermiş ve Phaselis, Korykos, Olympos ile Pamphylia'da pek çok yeri zapteden korsan şefi Zeniketes M.Ö.77/76’da Vatia’nın beyliğine son vermesine kadar bu kentlerde hakimiyetini sürdürmüştür.

Antik dönem yazarı Strabon'un, Artemidoros'tan aktararak anlattığı bilgilere göre Olympos, Likya Birliği’nde üç oy hakkına sahip 6 şehirden biridir ve Birlik’te Likya’nın doğusunu temsil etmiştir. Likya Birliği M.Ö.168/7-M.S.42 yıllarında gümüş ve bronz sikkeler bastırırken benzer faaliyetin Olympos Kenti’nin de yaptığı izlenir. M.Ö.2.yy.'dan, M.Ö.1.yy.'a geçiş döneminde ise, Likya Birliği'nde 3 oy hakkına sahip şehirler sikke basmaya devam ederken, Olympos’un birlik sikkeleri sona ermiştir.

M.Ö.81 yılına tarihlendirilen Lagina Hekate kutsal alanındaki bir yazıtta da birliğe üye kentlerin içinde Olympos yerine Limyra’nın adının geçmesi, bu dönemde kentin Likya Birliğine üye olmadığını göstermektedir. Bu durum, Olympos ve Phaselis’in korsan hakimiyetine girmeleriyle bağlantılı olmalıdır. Olympos M.Ö.130'larda, Phaselis’ten biraz daha önce Likya Birliği'ne girmiş ve yaklaşık M.Ö.100'lerde ayrılmış olmalıdır. Bu durumda Olympos'un Likya Birliği’ne üyeliği yaklaşık 30-40 yıl sürmüş olmalıdır.

Yanartaş (Khimaira)
Villa Efsane Hotel

Khimaira (Yanartaş) Efsanesi

Efsaneye göre, Bellerophontes, Troya’da Anadoluluların yanında savaşan Glaukos’un oğludur. Bellerophontes’in sözcük anlamı Belleros’u öldüren demektir, ancak bu Belleros’un kim olduğunu bilmiyoruz.

Belleros’u yanlışlıkla öldüren ve buna çok üzülen güçlü ve yakışıklı Bellerophontes, üzüntüyle gittiği Argos’ta kralın karısı Anteia’nın ahlaksız tekliflerine evet demediği için iftiraya uğrar. Argos Kralı da onu Lykia Kralı olan kayınpederine gönderir ve öldürülmesini ister. Törenlerle karşıladığı bu yiğit gence misafirperverlik kuralları gereği dokunamayan Lykia Kralı, Bellerophontes’den kurtulabilmek için, ona, ölümüne yol açabilecek işler buyurur. Bunlardan birisi de, Khimaria isimli canavarın öldürülmesi işidir. Zaten önü aslan, arkası yılan, ortası keçi olan ve ağzından alevler çıkaran Khimaira ile karşılaşmak bile ölüm demektir.

Bu ölümcül görevi üstlenen Bellerophontes, Lykia’nın başkenti Xanthos’dan yola çıkarak, bugünkü Akdağ’ın olduğu yerde, bir kaynağın kenarında mola verir ve uykuya dalar. Rüyasında tanrıça Athena’yı görür. Tanrıça ona, uyandığında yanında bulacağı altın gemi, kaynağa su içmeye gelen kanatlı at Pegasos’un ağzına taktığında Pegasos’un onun emrine gireceğini ve ancak Pegasos’un yardımıyla Khimaira’nın hakkından gelebileceğini söyler.

Uyandığında yanında altın bir gem bulan Bellerophontes, hemen bir çalının arkasına saklanır. Akşamüzeri Pegasos’un havada süzülerek kaynağa inip su içtiğini görür. Aniden atın kulağından tutarak, altın gemi ağzına geçirir. Pegasos artık onun emrindedir. Bellerophontes atın sırtına atlar ve Khimaira’nın yurduna, yani bugünkü Yanartaş’a gelirler. Onları gören Khimaira, ağzından çıkan alevleri öfkeyle üzerlerine gönderir, ama Pegasos’un akıllı bir manevrası sayesinde alevleri atlatıp, yanmaktan kurtulurlar. Bunun üzerine, Bellerophontes uzaktan ok ve mızrak yağdırmaya başlar canavarın üzerine. Khimaira yaralanmıştır, ama hâlâ direnmektedir.

Son mızrağını yakından ve öyle güçlü fırlatır ki Bellerophontes, canavar yerin yedi kat altına gömülür. Gömülür, ancak ağzından çıkan alevler sönmez. İşte o gün bu gün binlerce yıldır yanar Khimaira’nın ağzından çıkan alevler, yöre halkının pek güzel adlandırdığı Yanartaş’ta.

Kaynak: Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul 1993.

Tasarım 2017 Kumluca Bilgisayar